Search

Anne Olmanın Tadını Çıkarmak İsterken.... Annelik Depresyonu

Kucağına bebeğini alan anne, onu öpmek koklamak, onunla birlikte en güzel anıları edinmek, onu eğlendirmek, sevindirmek, mutlu etmek ister. Bebeğine güzelce bakacak, kendi bakımını da ihmal etmeyecek, bu güzel günleri inanılmaz fotoğraflarla kaydedecektir. Ancak anneliğin gerçek yüzü bundan çok farklıdır. Bütün ihtiyaçlarıyla 100% anneye bağımlı olarak doğan bebek öncelikle annenin kendisine bakma imkanı vermeyecek kadar yüklü ve yoğun bir mesai ortaya getirir. Bunun doğuma kadar farkında olmayabilen anne, beklediği yük ile karşısına çıkan yükün arasındaki uçurumdan dolayı ilk sarsıntıyı yaşar. Zaten doğum ve doğumun öncesinde doğumu beklemek, başlı başına sancılı bir süreçtir ve bu sancının içinden yeni çıkmış olan anne bir başka ağır, yorucu ve belki bedendeki yükü itibariyle hamileliği aratacak bir dönemle karşı karşıya kalmıştır...

Bebek mağazalarındaki reklamlarda görülen saçı başı yapılı, dinlenmiş ve mutlu bir anne portresi ile uykusuz bir gecenin ardından torbalanmış göz kapakları ve göz altlarıyla aynaya bakan saçı başı dağınık anne birbirinden çoook farklıdır.

Bunun üzerine annelik hormonlarının etkisi (oksitosin vb.), çevreden gelen müdahaleler derken iş iyice içinden çıkılmaz bir hale gelip kucağında minicik bir yaşam formunu tutan anne lohusalık depresyonu dediğimiz bir durumla karşı karşıya kalabilir. Bu durumun adını illa lohusalık dönemine kısıtlamak istemediğim için adını ''annelik depresyonu'' koyuyorum! Bu yazıda bana göre annelik depresyonunun en temel 5 nedenini sıraladım ve bazı çözüm önerileri getirdim.


Lohusalık/annelik depresyonunun nedenleri nelerdir ?

-Birinci neden annenin vücudunda yüksek düzeyde salınan oksitosin hormonudur. Normal doğumda annenin vücudunda çok yüksek bir düzeyde oksitosin salgılanır. Bunun ardından gelen emzirme döneminde annenin vücudu müthiş bir şekilde bebek için oksitosin salgılar. Oksitosin sevimli bir hormondur, bağlanma, sevgi gibi olumlu duygularla ilişkilidir, anneyle bebek arasındaki bağı güçlendirir. Ama bu hormon, diğer yandan tehlike çanlarını çaldıran bir hormondur. Ositosin hormonu, adeta bebeğin hayatta kalması için dizayn edilmiş hormondur! Bir yandan bağlanma nesnesi ile bağı güçlendirirken bu bağı tehdit edebilecek kişilere karşı müthiş bir öfke ve saldırganlık oluşturur. İşte bu hormonun da etkisiyle, anne bebeğiyle ilgili herhangi bir tehdit hissettiğinde normalde vermeyeceği şekilde abartılı öfkeli ve saldırgan tepkiler verebilir.


-İkinci neden, hiçbir annenin doğum öncesinde bir bebeğe tam zamanlı bakmanın ne kadar yorucu olabileceğini öngörememiş olmasıdır. Anne ister ki, o fotoğraflarda görünen süslü püslü, makyajlı bakımlı anneler gibi olsun, bebeğiyle güzel fotoğraflar çekilsin, enerjiyle neşeyle onunla ilgilensin. Ama anneliğin gerçekliği biraz anlattığım nedenlerden dolayı farklıdır. Anneliğin mutluluğunu yaşayamama anne için çok üzücü olabilir.


-Üçüncü neden, direkt depresyonu tetikleyici bir neden olan uyku yoksunluğudur. Hiçbir ihtiyacını kendisi karşılayamayan bir bebeğin bakımı için defalarca uyanmak anne için müthiş yorucu bir mesai oluşturabilir. Ve bir gecelik uykusuzluk dahi insanların bilişsel ve psikososyal iyi oluşlarını olumsuz etkilerken defalarca günlerce uykusuz kalarak kronik uykusuzluk yaşayan anne doğal olarak kendisini çok gergin, rahatsız, mutsuz hissetmeye başlayabilir.


-Dördüncü neden, annenin fiziksel görünüşüyle ilgili yaşadığı değişimdir. Çoğu anne hamilelik döneminde bebeğin ve kendi sağlığı için doğal olarak kilo alır ve bazen doğumla birlikte birden bire doğum kilolarının büyük bir kısmının gitmesini bekleyebilir. Bazen ve hatta çoğu zaman, bu durum böyle olmaz. Sonuç olarak, vücudu doğal olarak deforme olmuş olan anne güzellik ideallerine uymadığını düşünebilir. Kendi vücudunu diğer kadınlarla veya eski haliyle kıyaslayarak kendisini beğenmeyebilir. Burada tabii, eşlerin bazı şakalarının olumsuz bir etkisi olabilir ve çevredekilerin bu durumda çok hassas davranması gerekir.


-Beşinci neden: Çevreden gelen müdahaleler. İnsanların iyi niyetle verdiği tavsiyeler anneye çoğu zaman yetersiz hissettirir. Bu müdahaleler emzirmeyle bebeğin bakımıyla, bebeğin uyuduğu yerle ilgili, bebeğin kucağa alınmasıyla ilgili vb. olabilen iyi niyetli tavsiyelerdir.. İyi niyetlidir ama anneye genellikle kendisini yetersiz hissettirir. Üstelik bu önerilerin birçoğu yanlış ve annenin annelik içgüdüleriyle uyumsuzdur. Örneğin, bebek için ''alışmasın'' ifadesini bu müdahalelerde sıklıkla duyarız. Kucağa alışmasın, anneyle uyumaya alışmasın. vs. vs. Halbuki bebek bazı şeyleri yaşamak için önceden programlı bir şekilde doğar, doğal olarak kucağa alınmayı bekler, doğal olarak anneye yakın olmak ister. Alıştırmak gibi bir durum asla söz konusu değildir ve anneyi bebekten uzaklaştırıcı her öneri yanlıştır. Yine anneyi korkutucu olabilir bu tavsiyeler (bebekle uyuma, üzerine dönersin). Bu ve benzeri kulaktan dolma tavsiyeler genellikle annenin içgüdüleriyle çelişir ve yaşadığı çelişki içinde içgüdülerinin gereğini yapsa, çevreye laf anlatmak zorunda hisseden, çevreden istenileni/önerileni yapsa içgüdülerinden dolayı kötü hisseden bir sürünceme halinde kalır. Anne içgüdüsel olarak bebeği kucağında taşımak, kendine yakın tutmak ister. Zaten bebeğin de bu tür bir yakınlığa ihtiyacı vardır. Hiçbir bebek ihiyacı görüldü diye alışmaz. Zaten bebeğin beyni doğumdan önce belirlenmiş bazı programlarla gelir. Anne bu ihtiyacı sağladığında çok mutlu hisseder, ama çevreye laf anlatmak onu psikolojik olarak çok yorar. Bunun sonucunda anne bebekle ilgili kaygılar geliştirmeye başlar.



Lohusalık Depresyonundan Korunmak için Çözüm Önerileri

Sevgili Anneler!

  1. Psikolojide hiçbir zaman mükemmel annelikten bahsedilmez, yalnızca yeterince iyi annelikten bahsedilir. Gelişimsel psikolojik hiçbir kitapta mükemmel anne bebeğine şöyle davranır böyle davranır gibi bir ibareye rastlayamazsınız. Böyle bir anne, böyle bir insan, normalde zaten yoktur. İlk önce bunu bilip mükemmel bir anne olmak yerine yeterince iyi ve yeterince mutlu bir anne bir anne olmayı benimsemek anneyi rahatlatabilir.

  2. İkinci olarak bebeğinizin fiziksel ihtiyaçlarını önceledikten sonra annenin kendi fiziksel ihtiyaçlarınıza ve ruhsal ihtiyaçlarınızı karşılamaya yönelmesi gerekir. Çevrenin sizden beklentilerini gerçekçileştirmesini isteyin. Kültürümüzde misafirlik çok değerlidir, misafir çok değerlidir ama bebekli bir anneden hizmet, misafir ağırlamak vs. beklenmemelidir. Anne dinlenip, kendini rahatlatmalaya yönelmelidir. Önce bebeğiniz, sonra onun için en önemli olan, yani siz önemlisiniz!

  3. Bu zorluğu yaşayan tek anne olmadığınızı, hemen her annenin benzer dönemlerden geçip benzer duygular hissettiğini bilin.

  4. Anneliğin içgüdüsel olduğunu hatırlamakta fayda var. Kendinize güvenin. O canlıyı dokuz ay siz karnınızda tuttunuz. Bu nedenle, çevrenin önerilerine biraz kulak tıkamak gerekiyor. ''Her bebek annesine kullanım kılavuzu ile verilir.'' Bebekle en çok vakit geçiren kişi annedir. Her bebek kendine özeldir ve bebeği en iyi annesi bilir, ihtiyaçlarını en iyi annesi okur.

  5. Bebeğinizi istediğiniz kadar kucağınızda tutun. İstediğiniz kadar koklayın, öpün, isterseniz yatağınızda onla uyuyun (koltukta değil, yatakta). Akademik çalışmalar anneyle uyumanın bebeğin nörobiyolojik gelişimi üzerinde çok olumlu etkilerini olduğunu gösteriyor.

  6. Sosyal çevrenizden bol bol yardım alın. Çocuk büyütmek asla annenin ve hatta çekirdek ailenin harcı değil, bunu bilin. Yapılan çalışmalar mahalleden alınan desteğin dahi anne ve çocuk psikolojisi için olumlu etkileri olduğunu göstermiştir. Gündüz sütünüzü sağıp gece beslenmesinin birini eşinize devredebilirsiniz. Annenin çevrenin yardımına başvurması çok değerlidir. Ama bu yardım asla tavsiye şeklinde olmamalıdır, mümkünse annenin bebeğe bakması için çevreyi kolaşlaştırıcı bir hale getirmek şeklinde olmalıdır.

  7. Bu günler zor ama geçici.

  8. Kendinize arada bir: ''en iyi bir anneyim.'' deyin...

  9. Bebeğinizin o sütlü kokusunu taa içinize kadar çekin. Çünkü her zaman öyle kokmayacak.